• +90(224) 224 22 66
  • +90(530)821 67 07
  • This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

LEYLAK KOKUSU

Bu kadar güzel “Beni bırakma” denir mi hiç? Aşk olsun şaire. Günlerdir durup durup tam da böyle “Beni bırakma.” diyorum. Kime, neye diyorum? Sizin köşenizi tutan leylak kokusu ne?

Hayatı boyunca hiç ama hiç acı çekmeyen, canı yanmayan birini tanıyor musunuz?

Çok büyük acılar yaşamış, yaşamakta olan, onulmaz hastalıklarla ömrünü geçiren ve yine de ışıl ışıl gülümseyen birini, birilerini tanıyor musunuz?

Çok büyük acılar yaşamış, bunların üstesinden gelmiş ama hala o acılardan beslenen, onları yaşadığı için bugün ilk gün gibi üzülen, kahreden, şikayet eden birilerini tanıyor musunuz?

Siz, hangi sorunun cevabısınız? Bu soruları okuyan çok yakın bir arkadaşınız olsa hangi soruda sizi düşünürdü?

Acılar geçiyor, kayıplar geri gelmese de hayatta sevinilecek yeni şeyler oluyor, hep de olacak. Biz acılarımızı yeni gelen güzelliklerden daha mı çok seviyoruz ne? Ne zaman çok gülsek ağlayacağımızı haber veriyor biri. Kim o? Ağladığımız günler bir gün de güleceğimizi haber veren var mı?

Ben söyleyeyim size. Güleceksiniz. Bana inanmıyorsanız hikayenize bakın. Orada muhteşem kahkahalara illa ki rastlayacaksınız. Tonları, renkleri, konuları farklı olsa da hepimiz güldük, gülümsedik, kabul edelim.

Acılarımızı anlatırken sevgiye, ilgiye, şefkate, kıymetimizin bilinmesine ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu haykırıyoruz. Niçin acılarımız üstünden yapıyoruz bunu? Acı çekmediysek sevgiyle, ilgiye, değer görmeye layık değil miyiz? Siz sadece bunları yaşayanları mı seviyorsunuz? Eminim “Hayır” dediniz. Doğru cevap bu zaten. Bir insanı sevmenin sebepleri yoktur çoğu zaman. Sebepler ihtiyaçtan doğmaz mı? İhtiyaçlar giderildiğinde sevgi de gidecektir muhakkak.

Acıdan beslenmeyi seviyoruz. Acıtan şarkılar klasikleşiyor. Klasik, zamana yenilmeyen değil midir? Acılar gibi. Acılar zamana yenilmiyor. Biz onları çok seviyoruz. Sevdiğimiz şeyleri değil de sevmediğimiz her şeyi bir anda sayıp dökebiliyoruz. Hafızamız onları ne kadar sık tekrar ediyorsa hiç çıkmıyor aklımızdan.

  • Bugün hava ne kadar güzel, ışıl ışıl güneş var.
  • Evet evet, yağmurdan nefret ederim zaten.

Evet ama ben nefret ettiğin hava durumunu merak etmedim ki. Niye her güzellik çirkinliği çağrıştırıyor. Her şey zıddıyla vardır demeyin rica ederim. Bunun tersi bir diyaloğa pek rastlamıyoruz değil mi?

  • Hava çok kötü, yağmurdan nefret ederim.
  • Evet ama güneşli günlerimiz de olacak ışıl ışıl.

Bu değil yaşadığımız kabul edelim. Kabul edelim ki biraz seviyoruz kötüyü hatırlayıp iyiyi onun gölgesinde yaşamayı. İyi ve güzel olanlar gölgeli kalıyor hep. Ya inanmıyoruz güzelliğe ya da ne zaman elimizden alınacak diye endişe ediyoruz. O an, onu doyasıya yaşamıyoruz. Yani ki çok güldünüz ağlayacaksınız, diyor içimizdeki biri.

Şuna çenesini kapatmasını söyler misiniz lütfen?

Köşe başını tutan leylak kokusu, yakamı sakın bırakma, senden gitmeyeyim. Geçip gidebilecek zamanımız var mı bilmiyoruz bile. O halde leylaklardan geçip nereye gidelim? Varsa bir güzellik yaşayın. Yoksa kendiniz yapın. Bu, hepsinden kıymetli. Bırakın acıların yakasını, onlar da tarihteki yerini alsın. Bugün yeni bir gün ve hayat yeniliyor kendini.

-Mucizelere inanır mısınız?

-Bugün değil.

Tamam, bugün değil ama yarın inanacağım, dün inanmıştım. Hadi hatırlayın inandığınız günleri. Çünkü yaşamak denen o mucizenin tam da içindeyiz. İnanmıyorsanız tekrar bakın. Odanızın sıcaklığı, gökyüzünün mavisi, gülümseyen bir yüz, geçen arabalar, akıp giden her şey ama her şey diyor ki “Akıp gidiyoruz.”

Akıp gideceğiz ama şimdi buradayız. Durup da leylakları koklayalım o zaman.

Köşe başını tutan leylak kokusu,

Yakamı bir gün bırakacaksın, biliyorum. O güne kadar senden gitmiyorum.

 

 

LÜTFİYE SOYLU

 

*Oktay Rıfat HOROZCU “ Perçemli Sokak”


© 2019 I&D Danışmanlık. All Rights Reserved. Designed by Giza Medya

Web sitemizdeki deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanıyoruz. Bu web sitesine göz atarak çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.